Yazı Detayı
02 Temmuz 2016 - Cumartesi 13:04
 
Dernekler siyasetin icra alanına girmemeli
HACI YAKIŞIKLI
haci-kayseri@hotmail.com
 
 
 
 

İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri) İnsani Yardım Vakfı gibi kurumlarımızın “muhalif tavrına, yapıcı eleştirilerine, gençliğin cazibe merkezi oluşuna” daima ihtiyacımız var. Bu gibi vakıflar siyasi arenanın tam olarak yapamadığı “nesil yetiştirme” işini gayet olağan bir şekilde yaparlar. Buralarda yetişen gençlik molotof atmaz, buralardan münferit vakalar hariç, vatana ihanet asla çıkmaz.

Siyaset, manipülasyona ve benlik güdüsüne açıkken; bu gibi dernek ve vakıflar benlik güdüsünü törpüleyerek siyasi mecraya “adam” kazandırır!

Bu kurumlarımızı bekleyen en büyük riziko siyasallaşmak ve siyasetin alanına müdahil olmaktır. Siyasete müdahil olduğunuz anda sizi bir zırh gibi kuşatan “Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker” düsturu ortadan kaybolur. Bir dernek yahut vakıf olmaktan çıkıp parlamenter sistemin parçası olursunuz ki bu yetiştirdiğiniz nesilleri heba eder. “Siyaset kötüdür” demiyoruz; ancak siyaset ve dernekçilik birbirinden ayrı alanlardır. Birini seçmek ve ona göre konumlanmak elzemdir. 

MAZLUMDER örneğinde olduğu gibi, siyasetin hangi kanadına değerseniz değin bir anda değerler kaybı noktasına gelirsiniz. Kutuplaşma makro düzeyde bereket getirir, ancak bunu mikro seviyeye indirgerseniz parçalanırsınız. Müslümanlar tartışmaya alışmalı… İki Müslüman kişi veya iki İslami cenah tartıştığı zaman ortaya bereket çıkar. Bunu kavgaya dönüştürmeyelim yeter! Kadın yazar, erkek yazara “ASLAN PARÇASI” diyor; erkek yazar da ona “ASLANSIZ KALMIŞSIN” diye cevap veriyor. Bu üslup bizi fena bozar, içsel bir toparlanma yaşamazsak dışsal adamların manipülasyonu bizi yer bitirir! 

Hiçbir vakıf, dernek, cemaat, tarikat, medya organı veya şirket kesinlikle “devlet” ile yarışacak devasa güce erişmemeli; devlet iktidarları da bu grupları yedeği olarak görmemelidir. Gücü bulan veya kaybetmeye başlayan bazı gruplar devletle yarışıp onun yerine geçmeye kalkabiliyor. Devleti yönetenleri eleştirip sosyal taleplerde bulunacağız. Ancak direkt el atılan iktidar-muhalefet sarmalı idealleri minimize ediyor ve sizi dönüştürüyor. İki alandan birini seçip ona göre hareket etmek gerek! 

GELELİM İŞİN EN KÖTÜ TARAFINA: Bugüne kadar Filistin’i cümle içinde bile kullanmamış, Erdoğan’ın her yaptığını oturduğu yerden reddetmiş, İHH’nın ve bilumum derneklerin kapısından dahi geçmemiş kişiler şu anda ellerinde ateşten körüklerle geziyor. “İHH terör örgütü ilan edilsin” diye 10 binlerce tweet atanlar, bir yandan İHH’ya bir yandan Erdoğan’a saldırıyor! Bugüne kadar hiç sahip çıkmadıkları vakıflara da Erdoğan’a da kesilen “bazı ahkâmlar” son derece laubali ve gayr-i ciddi! Eleştiri tamam, ama küfürlerle saldırmanın neresi eleştiridir?

1995 Bosna’da İHH vardı, 1991 faili meçhullerde MAZLUMDER dimdik ortadaydı; bunun yanında darbeci paşaların arasında mücadele eden bir Erbakan Hoca’mız vardı, milleti darbeci cellâtlara karşı var gücüyle koruyan Erdoğan var! Bunların hangisi değersizdir?

TARAFSIZ MIYIZ? ASLA! Liberal çevrelerin bile konuşmaya cesaret edemediği mevzuları tartışmaya açan Recep Tayyip Erdoğan’ı topluma kattığı değer noktasında daima destekliyoruz. Onunla aramızdaki çizgi “talep etmek” ile “müdahil olmak” arasındaki farktır! Toplumsal kimlikle ortaya çıkan BÜLENT YILDIRIM’ı da hayırlı hizmetlerden dolayı seviyoruz. Dernek/vakıf başkanları siyasete müdahil olmayıp ona yön veren oldukları müddetçe değerli birer önder olurlar. Millet onları siyasi önderler olarak değil, toplumsal önderler olarak benimsiyor.

ŞİMDİ ÇUVALDIZI BATIRALIM: STK’lar tarafından Roboski (Uludere) için 90 gün Ankara’da stand açılması, olay aydınlatılsın diye yapılan bir legal eylem! Ancak siz PKK kamyonuyla patlatılan ve bedenlerinden geriye kalan 60 kiloluk parçalarla gömülen Dürümlü köylüleri için aynı standı açmıyorsanız “mazlumlar” arasında ayrım yapmış olursunuz. Bu siyasallaşmaktır!

MAVİ MARMARA kutsal bir gemi olmamakla birlikte bizimdir ve bizler için “umudun adı” olmuştur. Mavi Marmara’nın mücadelesini inkâr noktasına gelmek sosyal paradoksa yol açar.

“İdeal olan” ile “gerçek olan” bazen birbirinden farklıdır. Gerçek olana bakacaksak 2016 REEL POLİTİĞİ ŞUDUR: Erdoğan’la beraber hareket edenler bugüne kadar hiç kaybetmedi. Vaktiyle Necmettin Erbakan’ı darbeci baronlara, komprodorlara, sanal tanrıçalara yediren millet; Recep Tayyip Erdoğan’ı hiç kimse için feda etmeyi düşünmemektedir ve bu tutkulu bir süreç haline gelmiştir. Bunlar bizim hamasi, koruyucu sözlerimiz değil; toplum kitabının tam ortasındaki sözlerdir!

Son olarak “İHH’ya yardım etmeyelim” sözünü yanlış buluyorum. “Erdoğan, Filistin yerine İsrail’i seçti” safsatasını sinsice buluyorum! Elin Athos, Porthos ve Aramis’i “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için” derken, bizler bu hengâmede o eski tuzaklara ve ayrılıklara düşmeyiz değil mi kardeşim?

HÜLÂSA: İsrail’e asla güvenmiyoruz. Onlarla antlaşma yapmak, dost olacağımız manasına gelemez. Bu antlaşmayı Müslüman kardeşlerimiz adına olumlu buluyor, “yetmez ama evet” diyoruz! Daha iyi bir antlaşma yapılana kadar en iyisi şimdilik bu!.. Gazze’den abluka kalkana ve Filistin tam özgür olana dek!..

 
 
 
Etiketler: Dernekler, siyasetin, icra, alanına, girmemeli,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Özlü Sözler
En büyük ibadet topluma hizmet etmetir…


Hacı Bektaşı Veli
Bir Hadis
Allah Rasûlü; “Din nasihattır, samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.


SADİ
Arşiv
Haber Yazılımı