Yazı Detayı
27 Nisan 2017 - Perşembe 10:18
 
Eğitim Zayiatı 2
ERTUĞRUL BAYKARA
ertugrul_baykara@hotmail.com
 
 

Hatırlarsanız bir önceki köşe yazımız olan ‘’Eğitim Zayiatı 1’’ de, eğitimin mesleklere bakan yönüyle eğitim ile ilgili belirli eksikliklerden bahsetmiştik. Bugün konumuzda biraz daha eğitimin iş hayatına nasıl yansıdığıyla ilgili belirli önerilerden bahsedeceğiz.

 

Bildiğiniz üzere, lisede öğrenim gören, üniversiteye hazırlanan veya üniversitede herhangi bir bölümü kazanmış, öğrenimi devam eden yada üniversiteden yeni mezun olmuş kardeşlerimizin yaşadığı, ailelerimizin bu konuyla ilgili çare bulamadığı sorunlardan bir kaçı da şunlardır;

 

Öncelikle öğrencilerin gitmek istediği bölümler hakkında ve bölümün içindeki alanlar hakkında detaylı bilgiye sahip olmaması,

 

Güncel iş hayatındaki üniversite bölümünün yansıması ve kariyer olanaklarını bilmemeleri,

 

Gitmek istediği bölümde başarılı olup olamayacağının, gerek kişiliğiyle gerekse mesleki anlamda yatkınlığının tespit edilememesi,

 

Gittiği bölümde mutlu olup olamayacağının tespit edilememesi gibi sorunlar ile karşı karşıya kalındığını mevcut sistemde gözlemliyoruz.

 

Peki nasıl olmalı?

 

Bu handikapları aşmaları için, ilk olarak eğitim sisteminde lise son sınıfta 1 yıl süreyle meslekler ve mesleklerin içindeki alanlar ile ilgili tanıtım derslerinin verilmesi, bu derslere bağlı olarak yıl sonunda kişinin seçmek istediği meslekleri öğrenciden öğrenmeli,istediği mesleğe yatkın olup olmadığıyla ilgili belirli kişilik ve mesleki testlere tabi tutulmaları kanaatindeyim. Eğer kişi tarafından istenilen mesleğe kişilik ve mesleki testler olumlu yanıt vermiyorsa, konuyla ilgili gerekli koçluk programları öğrencilere uygulanmalı. Tabi bu testlerin nasıl bir fayda sağlayacağını sorarsanız, çevremizde o kadar tanıdığımız eşimiz dostumuz var ki, istedikleri bölümde okusalar dahi istedikleri meslekte mutlu veya başarılı olamıyorlar. Ya da okudukları bölüm aslında kendilerini mutlu etmediğini hissedip, farklı bir alana kayma gereksinimi duyuyorlar ve tabi bu da emek ve zaman kaybına neden oluyor.Nedeni ise, ya kişilikleri bu duruma müsaade etmiyor, ya da mesleki açıdan o mesleğe yatkınlığı olmuyor. Düşünün ki, dışa vuran, coşkulu bir yapıya sahip olan kişi, muhasebe üzerine çalıştığını.. Sizce yeterince mutlu veya başarılı olabilir mi? Mesleki tecrübelerimize göre olamaz. Çünkü dışa vuran bir kişi, tekerrür eden işlerden ve bol detayı olan çalışmalardan oldukça sıkılırlar. Dolayısıyla iş hayatlarında mutlu olamazlar veya olamayacaklardır..

 

Çok geç olmadan lise yıllarında bu tür testler uygulanmalı, alınan sonuca göre üniversiteye giriş sınavlarına yönlendirilmeli. Ayrıca üniversite de de okuduğu bölüm ile ilgili alanları da ders olarak gösterilmesi gerekmekte. Neden diye sorarsanız, üniversiteden yeni mezun olmuş arkadaşların kendi bölümü ve alanlarıyla ilgili güncel iş hayatına bakan yönüyle bilgi sahibi olmamasından veya bilgisini nerede kullanacağını bilmeyen kişilerin olduğunu görmekteyiz ve bu durum günden güne daha da artmakta.. Yani öğrencilerimiz üniversite bölümüyle ilgili hangi alanların olduğunu ve iş hayatında ne tür sektörlerde çalışabileceklerini iş arama süreçlerinde maalesef bilmiyorlar.Bunun kaynağı ise,bölümünün alanlarını detaylı bir şekilde mesleğe bakan yönlerini bilmemeleri, teoriye dayalı bir sistemin içinde bulunmaları ve üniversitede ki değerli hocaların teorik bilgiler ile eğitim vermesinden kaynaklandığı kanaatindeyim. Tabi hal böyle olunca, üniversiteden yeni mezun olan arkadaşlar ‘’Ben ön lisans veya lisans düzeyinde bir bölümü bitirdim,tabi ki de olanaklarım şöyle olacak demeleri’’ ve iş arama sürecine girdiklerinde sudan çıkmış balığa dönmeleri.. Dolayısıyla üniversitedeki değerli hocalarında artık teoriden ziyade, güncel iş hayatına göre pratiğe dayalı anlatım gerçekleştirmeli, öğrencilerin ufkunu genişletmeye çalışmalı ve mesleklerinin güncel iş hayatında nasıl alanlarda ve sektörlerde çalışabilecekleri ile ilgili derslerin okutulması gerekmekte.

 

Bir diğer yönüyle de bakacak olursak, ülkemizde üniversitelerin artması her ne kadar iyi bir durum olsa da, dezavantajları bulunmakta. Özellikle öğrencilerin mezuniyeti sonrasında kendi bölümleri veya alanları ile ilgili özel sektör ve kamuda iş olanağı bölümlere göre kısıtlı bir hale geldiğini görebiliyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili her nasıl ki kamuda veya özel sektörde norm kadro çalışmaları yapılıyorsa, üniversite öğrencileri içinde aynı çalışmaların yapılması, ihtiyaca göre bölümlerin açılması ve bazı belirli bölümlerin belirli üniversitelerden kapatılması veya azaltılması, hatta üniversiteye alımların zorlaştırılması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sırf çocuğumuz ön lisans veya lisans bölümü okusun diye hiçbir şekilde iş ortamı olmayan bölümde okumaları veya varsa da kamuda alımların çok cüz-i miktarda olması sebebiyle boşuna emeklerin harcandığı, iş hayatında kendi bölümleriyle ilgili yer bulamadıklarını görüyoruz. Buna bağlı olarak herkes üniversite mezunu olmak zorunda olmadığı ve meslek lisesi gibi belirli alanlara tabi tutulan bölümlerde okunması gerektiğini artık velilerimizde anlamalı..

 

Son olarak, geçmiş yıllarda bildiğiniz üzere üniversiteye alımların kısıtlı ve zorlayıcı olduğunu görüyorduk. Ancak kontenjanların artması sebebiyle bu durum günden güne değişti. Aslında olması gereken, zorlayıcı bir sistem, bölümlerin ihtiyaç çerçevesinde açılması ve her üniversitenin belirli uzmanlığa dayalı halde olması gerekmekte. Bu sayede, üniversitedeki öğretim görevlileri de çok üst düzey hale gelecek, öğrenciler zor bir süreçten geçtiklerinden dolayı bölümünün kıymetini bilecek ve kaliteli bir eğitimden çıkmış olacaklar.Vesselam..

 
Etiketler: Eğitim, Zayiatı, 2,
Yorumlar
Haber Yazılımı sanalbasin.com üyesidir