Yazı Detayı
07 Ekim 2016 - Cuma 10:07
 
KUR’AN-I ANLAMAK
Hasan DURAL
 
 

Kur’an niçin ve nasıl indirildiğini düşün!

 

Kur’an insanlığa yol gösteren, karanlık içinde kalmış dünyayı aydınlatan prensibleri kendisinde barındıran ve beşerin ihtiyaç duyduğu her şeyi direkt veya dolaylı olarak ifade eden bir kitaptır. Onu bilen yolunu bulur. Onu anlamayan cehalet karanlığında mahvolur.

 

Burada kitap, sünnet ışığında ve selefi salihînin görüşleri doğrultusunda tedebbürün önemini ifade etmeye çalışacağız.

 

İbn Kayyim, tedebbürü; “Kalbin bakışını Kur’an-ın manasına çevirip, düşünce yoğunluğu içinde onu anlamaya ve akletmeye yönlendirmek” olarak tarif etmiştir.[1]

 

Bir diğer tarif ise: “Kelimelerin delalet ettiği derin manalarını bulmak için düşünmektir.”[2] denilmiştir.

 

Kur’an-ın indirilmesinin asıl amacı ecri çok olmakla beraber sadece okumak değil; okumanın yanında tekrar tekrar düşünüp tefekkür etmektir. Zira Allah (cc), “Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.”[3] buyurmaktadır. Hasan-ı Basrî Hazretleri: “Allah’a (cc) yemin olsun ki; Kur’an-ın lafzını ezberleyip manasını zayi edenler Kur’an-ı anlamamışlardır. Şöyle ki; onlardan birisi Kur’an-ın tamamını okudum dediği halde ahlakında ve amelinde Kur’an görülmüyor.”[4] demiştir.

 

أفلا يتدبرون القرآن ولو كان من عند غير الله لوجدوا فيه اختلافا كثيرا

İbn Kesir tefsirinde: “Allah (cc) Kur’an-ın düşünerek okunmasını emrederken, ondan ve manalarını anlamaktan yüz çevrilmesini yasaklamıştır. Çünkü “Kur'an'ı teemmül etmezler mi? Ve eğer Allah Teâlâ'dan başkası tarafından olsa idi elbette onda birçok ihtilâf bulurlardı.”[5]  ayetinde düşünerek okumanın açık bir emir olduğu ortadadır.” ifadesini kullanmıştır.

Yine aynı tefsirde İbn Mes’ud (r.a) : “Nefsim yedi kudret elinde olan Allah’a (cc) yemin olsun! Kur’an-ı hakkıyla okumak, helalını helal haramını haram bilerek Allah’ın indirdiği şekilde okumaktır.” buyurmuştur.

 

الذين آتيناهم الكتاب يتلونه حق تلاوته أولئك يؤمنون به[6]

Şevkânî: “يتلونه” ayetini amel ederler diye açıklamış ve amel ancak ilim ve tedebbürle olur demişlerdir.

Yüce Rabbimiz, “Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler.” buyurmuştur.

 

ومنهم أميون لا يعلمون الكتاب إلا أماني وإن هم إلا يـظـنــــون[7]

“Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.” Ayetinde geçen “الأماني” kelimesini, Şevkânî:                  “Anlamadan tedebbürsüz (düşünmeksizin) okumak”[8] olarak tarif etmiştir. İbn Kayyım ise; “Allah (cc), sırf okuyarak kitabını tahrif edenleri ve ondan bir şey bilmeyen ümmileri zemmetti. Ve bu tür okumayı “الأماني” ”[9]  olarak açıkladı.

 

وقال الرسول يا رب إن قومي اتخذوا هذا القرآن مهـجـــورا

Bir diğer ayette Allah (cc) “Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti"[10] der.”

İbn Kesîr bu ayetin tefsirinde; “Kur’an’dan ayrı kalarak onu anlamayı ve tedebbürü terk etti” ifadesini kullanmıştır. Dolayısıyla Kur’an okunup anlamak için çalışılmalı. Daha da ilerisi o yaşanmalı.

 

 

Bir grubun toplanıp bir araya gelip Kur’an-ı okuyup düşünmeleri ve anlamaya çalışmaları sebebiyle, Allah (cc) onlara kalb sekineti verir. Rahmetini indirir. Melekler onların yanına iner ve Allah (cc) onları yanında özel olarak zikreder. Zira Ebû Hureyre (ra), Peygamberin (s.a.v): “Bir grub Allah’ın evlerinden birinde toplanıp Kur’an okuyup ders yaparlarsa mutlaka onlara sekinet, rahmet ve melekler iner. Allah (cc) onları kendi indinde zikreder.”[11] buyurduğunu nakil etmiştir.

 

 

Anlayıp yaşamak için okumak; yani Müslümanlar olarak okuma-anlama- yaşama merkezli bir hayat inşa etmek zorundayız. Çok bilmekten ziyade eylemle bütünleşmiş bir söylemimiz ve okumamız olmalı. Hayatın anlamı, bütünlük içinde olan (kalb-söz-aza) bir yaşam tarzıyla gerçekleşir. Bu konuda İbn Mes’ud (ra): “Bizden biri on ayet öğrendiğinde onları anlayıp amel etmeden diğer ayetleri öğrenmeye geçmezlerdi.”[12] demiştir.

 

 

Peygamber (s.a.v) Abdullah b. Amr’a, kısa sürede hızlı olarak Kur’an-ı hatmetmesine izin vermemiş ve şöyle buyurmuştur: “Üç günden daha kısa sürede Kur’an-ı hatmeden anlayamaz.”[13] Ayrıca, İmam-ı Malik’in Muvatta adlı eserinde, Efendimiz (s.a.v.) : “Cehri olarak namaz kıldırırken bir ayeti atladı. Namaz bittikten sonra ey filan! Okuduğum sureden bir şey atladım mı? dedi. O kişi bilmiyorum deyince birkaç kişiye de aynı soruyu sordu. Onlarda bilmiyoruz deyince; Efendimiz s.a.v: “Allah’ın kitabı onlara okunduğunda, okunanla aradan atlanan ayeti bilemeyen toplumun hali nice olur! Beni İsrâil’in kalbinden Allah’ın azameti, bedenleri Kur’an okunan mahalde olduğu halde kalpleri başka yerlerde olduğu için çıkmıştır. Beden ve kalb bütünlüğü olmayan bir kulluğu Allah (cc) kabul etmez.”[14] buyurmuştur.

 

 

Yukarıda zikretmeye çalıştığımız bilgiler doğrultusunda, tüm insanlığa indirilen Kelâm-ı Kadîmî tecvidli ve Mehârîc-i Hurûfunu dikkat ederek güzel bir şekilde okumanın ve ezberlemenin yanı sıra onun verdiği mesajı anlama gayreti içinde de olmamız gerekmektedir. Bunun yanında Kur’an merkezli bir hayat inşa etmek en önde gelen hedefimiz olmalıdır. Zira hayata yansımayan okuma-çalışma v.b. her türlü faaliyet bizi arzu edilen hedefe ulaştıramaz. Bu sebebten Peygamber (s.a.v)’ın sahabesi, tâbiîn ve diğer selef salihinin Kur’an-ın okunmasının, ezberlenmesinin, anlaşılmasının, düşünülüp amel edilmesinin önemle üzerinde durulmalıdır. Günümüzde kısmen Kur’an-ı ezberleme ve tecvidli okuma üzerinde durulmakla beraber anlam yönü ihmal edilmiştir. Halbuki Allah (cc) onun okunup düşünülmesini ve hayata geçirilmesini emretmektedir.

 

DERLEYEN: HASAN DURAL         DENİZLİ VAİZİ

 
Etiketler: KUR’AN-I, ANLAMAK,
Yorumlar
Haber Yazılımı sanalbasin.com üyesidir