Yazı Detayı
08 Kasım 2016 - Salı 09:03
 
MİLLET VE ÜMMET BİLİNCİ MİLLİ DEVLET VE ÜMMET DEVLETİ
Prof. Dr. Osman ESKİCİOĞLU
 
 
 
 

Bir Müslüman millet ve ümmet bilinci ile yoğrulmalıdır. Çünkü ayette belirtildiği üzere Her şey ve her şer çift çift yaratılmıştır. (Zariyat 51/ 49). Buradaki çift demek bisikletin ön ve arka tekerlerinde olduğu gibi 2li çalışan bir sistem demektir. Mesela karı-koca böyledir; din bilim böyledir; sermaye ve emek böyledir; farzı ayın ve farzı kifaye böyledir, millet ve devlet böyledir; hatta dünya ve ahret bile böyledir.

 

Bundan dolayıdır ki, biz, bir tarafı olmayan yani eksik olan kişinin mesela ahrete inanmayan sosyal bilimcinin bilimsel alandaki görüşünü ve şahitliğini sadece kendisine dayanarak kabul etmeyiz.

 

Kuranda “kavm” kelimesi bir milleti ve devleti dile getirir. Tüm Peygamberler hep kendi milletlerine Hz Muhammed ise tüm insanlık alemine gelmiştir. Hatta Hz. Peygamber Veda Haccında verdiği hutbe ve hitabede hep “Ey insanlar! ey insanlar!” diyerek çağrıda bulunmuştur. Kuranda da “Ey insanlar, gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim, de” buyrulmaktadır. (Araf 7/ 158) Hz. Muhammed’in, ey kavmim, ey milletim dediği de yine Kuran’da vardır.( Enam 6/ 135) Diğer tüm peygamberler ise Kuran-ı Kerim’de ifade edildiği üzere sadece “Ya kavmi, ya kavmi” yani ey milletim, ey vatandaşlarım, diye hitap etmişlerdir.(Araf 7/ 59, 61, 65, 67, 73, 79, 85). Hz. Nuh,(Araf 7/ 59), Hud,(Araf 7/ 65) Salih,(Araf 7/ 73) Lut,( Araf 7/ 80) Şüayb,( Hud 11/ 84)İbrahim,(Enam 6/ 78) Musa (Bakara 2/ 54; Maide 5/ 20; Yunus 10/ 84) ve İsa (Saff 61/ 6) peygamberlerin hepsi kendi kavimlerine gönderildi ve onlar kendi halklarına hep “Ey kavmim, milletim” ve “vatandaşlarım, diye seslendiler.

 

Netice olarak ifade ettiğimiz gibi Hz Muhammed hem milletine ve hem de tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu için millet ve ümmet peygamberi olmuştur.

 

Kuranı kerimde şu ayet milleti yani milli devleti dile getirmektedir. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır." (Ali İmran 3/ 104) Bu ayetin yorumunda merhum Elmalılı üstadımız Müslümanların imandan sonra ilk yapacakları dini vecibeleri böyle bir toplumu ve devleti inşa etmektir diyerek şöyle söylemiştir.

 

 Ta yukarılarda da açıklandığı üzere ümmet, öne düşen, çeşitli insan gruplarını toplayan, kendilerine uyulan bir topluluk demektir ki, hepsinin önünde de "imam" (önder) bulunur. Cemaat ile (toplu halde) namazlar, bu muntazam ve hayırlı sosyal tertibin görüntüsünü ifade eden gözle görülür şeklidir. Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de men edecek bir topluluk ve imamet (önderlik) teşkili Müslümanların imandan sonra ilk dini farizalarıdır.

 

Bu farizayı (Allah'ın emrini) yerine getirebilen Müslümanlardır ki ayetinin açık hükmü gereğince kamil (tam) kurtuluşa ererler. Yoksa ayetinin manası müşkül ve belki müteazzir (mümkünsüz) olur. Allah'ın vaadi bütünüyle temin edilmez, hayra çağırmak, iyiliği emir, kötülüğe engel olma bütün Müslümanlara farz-ı kifayedir. Bu yapılmayınca hiçbir Müslüman mesuliyetten kendini kurtaramaz.

 

Fakat her ferde farz-ı ayın değildir. Ümmetin tümünün vazifesidir. Çünkü "sizden" buyurulmuştur. Buradaki in tecridi (soyutlayıcı) veya teb'îzî (ayırıcı) olmak üzere iki manaya ihtimali vardır. Tecridi olduğuna göre her Müslüman bununla görevlidir. Teb'îzî olduğuna göre de genelde Müslümanların vazifeleri, içlerinden bunu yapacak belli, özel bir topluluk meydana getirmek, onlara yardım ederek ve uyarak o vasıta ile bu görevi yerine getirtmektir. Bunlar tayin ve görevlendirildikten sonra emretmek ve yasaklamak bizzat onlar üzerine farz-ı ayın olur. Ve fakat bunlar görevlerini yerine getirmezlerse, sorumluluk önce bunlara, ikinci olarak herkese teveccüh eder. Tevhid nizamı bozulduğu zaman, ortaya çıkacak şer ve bela da yalnız zalimlere isabet edip kalmaz, herkese bulaşır.

 

Hayra davet (çağırma), dine ve dünyaya ait bir iyiliği içeren herhangi bir şeye davettir ki, birliğin ve İslam'ın esasıdır. İyiliği emretmek ve kötülüğe engel olmak da bunun önemli bir kısımdır. Maruf (iyilik), İslam'ın gereği olan Allah'a itaat; münker (kötülük) de İslam'ın gereğine uymayıp, Allah'a karşı gelmek demektir. İyiliği ve kötülüğü Allah'ın ipinden başka ölçü ile ölçmeye kalkmak, isteklere ve nefse ait arzulara uymaktır ki, bu da ayrıcalık yapmaktır. (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, Ali İmran 3/ 104 ayetin tefsirine bak)

 

Kuranda ümmet devletinin kurulmasını “fe aslihu” (ıslah edin) diye emreden ayette de şöyle buyrulmaktadır:

 

"Eğer müminlerden iki gurup (2 Müslüman devlet) birbirleriyle savaştırılırlarsa onların aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, Adil davrananları sever." (Hucurat 49/ 9)

 

Bu ayetin tercümesinde maalesef tüm mealler yanlış üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü orijinal metinde geçen “iktetelüu” kelimesine “kaatelüu” manası vererek savaştırılırlarsa diyecekleri yerde savaşırlarsa demişler yani mutavaat olan kelimeye müşareket anlamı vererek ayetin asıl amacını saptırmışlardır. Ayet “in” (eğer, şayet) şart edatı ile başlayarak 2 Müslüman devlet savaşmaması lazım ama faraza olacak olsa demek istemiş ve bu savaşma meselesi bir provokasyon-kışkırtma eseri olacağı için kelime mutavaat babından gelmiştir. O halde Müslüman 2 devlet birbiriyle savaşmaz ve savaşmamalıdır.

 

Bu ayette savaştırılan 2 İslam devletinin aralarının bulunması işi de tüm ümmete düştüğü dile getirilmiştir. “Aralarını düzeltin emri verilmiştir. Hem o kadar ki, 2 taraftan birisi ötekine saldırmaya devam ederse onunla savaşın buyrulmuştur. Yani bu ümmetin devleti aynı zamanda savaş gücüne de sahip olacak ve askeri bulunacaktır. İslam birliği deyin, ümmet birliği deyin, hilafet veya hilafet devleti deyin ya da İslam İşbirliği teşkilatı, İslam kongresi deyin ne derseniz deyin bu kuruluşun askeri olacaktır. Askeri olan bir devletin bütçesi de olur.

 

 Biz ümmetin ortak değeri olan haccın Mekke’de başlayıp ve Mekke’de bittiği için hilafet devletinin Mekke’de kurulmasını aynı BM gibi başkanlığın üye ülkeler arasında dönerli olmasını isteriz. Bu İslam birliğinin işi, tüm İslam ülkeleri arasındaki meseleleri çözme ve diğer dinlere karşı nasıl bir tebliğ yürütülecek ve Hac görevini üstlenmek ve de ümmetin problemlerini bir çözüme kavuşturmak olmalıdır. Hilafet devleti kurulmadıkça Müslümanlar huzura kavuşamazlar. Millet ve ümmet bilinci 2 li sistemi bize bunu söylüyor.

 

 Tüm Müslümanlara huzurlu ve mutlu bir hayat refah ve saadetler dilerim Allah Müslümanlara yardım etsin inşallah… Amin inşallah amin

 
 
 
Etiketler: MİLLET, VE, ÜMMET, BİLİNCİ, MİLLİ, DEVLET, VE, ÜMMET, DEVLETİ,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Özlü Sözler
En büyük ibadet topluma hizmet etmetir…


Hacı Bektaşı Veli
Bir Hadis
Allah Rasûlü; “Din nasihattır, samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.


SADİ
Arşiv
Haber Yazılımı